Telkadın…

“…Ressam Fikret kadının su dolduruşunu seyre daldı, aklından caminin, çeşmenin ve kadının resmini yapmaya başladı. Bu boyasız, fırçasız, tuvalsiz resme baktı biraz. Sonra sildi kadının görüntüsünü, yerine el değmemiş bir koyakta asma yaprakları yiyen bir ceylan yavrusunu ve kehribar gibi parlayan üzümleri koydu. Camiyi ulu bir serviye dönüştürdü; ince yeşil kıvrımlarına da ölümü koydu. Ölümü düşündü. Kaleye doğru yürüdü. Kale eskiydi… Çocuklar nasıl biraz annelerine benzerse, şehrin evleri de kaleye öyle benziyordu…”

Kaynağı derinlerde su gibi aktı satırlar peşisıra. Ana sütü gibi saf ve berrak. Bir Yunus bilgeliği, buram buram Anadolu mahzunluğu aldı koynuna beni, kulağımda kalp ritimleri. Kale dibinde yatık kerpiç bir ev, bir saçak asılıyorum damından umarsızca. İstasyon caddesinin kavaklı yolunda annemin ellerinde ellerim, panayır alanındayım Çinko kovalarda satılan gazozlar, destan satıcıları. “ Belden aşağısı uzun bir yılan kuyruğu “ bir Şahmeran karşılıyor beni. Bir şeyler fısıldıyor kulaklarıma, anlayamıyorum.
İstasyondayım. Halil Efendi Lokantasından yiyip kellemi, Niyetçi Osman’dan çekiyorum nasibimi. Düzgün Türkçeleriyle Toroslardan Türkmen Yörükler iniyor kelimelerime. İki gözbebeği olmayan Simitçi Niyazi’ye bakıyorum gıptayla. Hayran kalıyorum giyimine, hitabındaki inceliğe ve izzetine. Terzi dükkânları, Halilefendi çeşmesi, konaklar erik kuruları. Van Gogh, Haiti düşüyor ruh paletine Fikret’in imreniyorum. Karadağ’ın zirveleri, soğuk, zorlu ve hırçın… Üç Kuyu denince bir şeyler takılıyor genzime yutkunuyorum. Atların toynaklarında geziniyor harfler. Koşuyor kelimeler soluk soluğa. Yelerini okşuyor, sarılıyorum. Çorbalar getiriyor hasta anneme komşular, seviniyorum
Muhteşem tasvirler dökülüyor memlekete dair. Okumuyor; tadıyor, dokunuyor, kokluyorum boydan boya.
İlk kez karşılaşıyor Havva’yla. Saklıyor yüzünü Fikret. Güzellik neydi sahi? Eşsiz diyaloglar alıp götürüyor beni. Seksen üçüncü sayfada, tutamıyorum gözlerimi, ağlıyorum.
Tutku, akıl, sevgi, günah; güzellik, erdem, ahlak. Hayallerinden bile korkmak sevgilinin. Bıçağın keskin yüzü bir kırbaç olup vuruyor yüreğimde bir yerlere. Sevgi bittiğinde paslanır mıydı şehir. İnsanlar tunçlaşır mıydı? Mekânlar, paslanır mıydı? Gidenler, döner miydi? Sorular, sorular…
Okunmayan kısım azaldıkça üzülür mü okuyan ve son sayfaya geldiğinin farkına varamadan üstelik.
Muharrem Ertaş hançeresinden çıkan ‘Avşar Elleri’ kadar bizden, bir Itri tınısı kadar evrensel ve Çukurova’nın ‘İnce Memed’i kadar coşkulu bir eser Telkadın.

İyi ki yazılmış diyor, sarılıyorum kalemime.
Yenilerine İnşallah diyor kapatıyorum ışıkları.
12.01.2017
ABDURRAHMAN BOYACI

Karamanlı araştırmacı yazar Hasan Baran’ın Karaman’da geçen Romanı “Tel Kadın”ın ikinci baskısı raflarda yerini aldı.

Kitabı Danış Kitabevinden temin edebilirsiniz

Facebook Yorum